H*A*T*İ*C*E's profile**B*L*U*E** **İ*N*F*E*R...PhotosBlogListsGuestbook Tools Help


 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Comments (726)

Please wait...
Sorry, the comment you entered is too long. Please shorten it.
You didn't enter anything. Please try again.
Sorry, we can't add your comment right now. Please try again later.
To add a comment, you need permission from your parent. Ask for permission
Your parent has turned off comments.
Sorry, we can't delete your comment right now. Please try again later.
You've exceeded the maximum number of comments that can be left in one day. Please try again in 24 hours.
Your account has had the ability to leave comments disabled because our systems indicate that you may be spamming other users. If you believe that your account has been disabled in error please contact Windows Live support.
Complete the security check below to finish leaving your comment.
The characters you type in the security check must match the characters in the picture or audio.

To add a comment, sign in with your Windows Live ID (if you use Hotmail, Messenger, or Xbox LIVE, you have a Windows Live ID). Sign in


Don't have a Windows Live ID? Sign up

http://mursit-htp5858.spaces.live.com/guestbook


Übey bin Kâb -radiyALLAHu anh- der ki:

“Resulullah -sallALLAHu aleyhi ve sellem- Efendimiz bana:
“Ey Ebu Münzir! ALLAH’ın kitabından ezberinde bulunan hangi âyetin daha büyük olduğunu biliyor musun?” diye sordu.

Ben: ALLAH ve Peygamber’i daha iyi bilir.” dedim.

Tekrar sordu: “Ey Ebu Münzir! ALLAH’ın kitabından ezberinde bulunan hangi âyetin daha büyük olduğunu biliyor musun?”

Cevap olarak: “‘ALLAHu lâ ilâhe illâ hüvel-hayyül-kayyum’ âyetidir.” dedim.

Bunun üzerine Resulullah -sallALLAHu aleyhi ve sellem- Efendimiz eliyle göğsüme vurdu ve:
“VALLAHi ilim sana mübarek olsun ey Ebu Münzir!” buyurdu.”

(Müslim: 810)

CUMANIZ MUBAREK OLSUN
RABBİM YAR VE YARDIMCIMIZ OLSUN
13 Nov.


Allah Herşeyi Görüyor
YARAB KUSURLARIMIZI AF ET. BİZİ KENDİNE KUL KABUL ET.EMANETİNİ KABZ ETMEK ZAMANINA KADAR EMANETTE EMİN KIL AMİN.

Denemekten, Çabalamaktan Yorulup Cesaretin Kırıldığında, Bil Ki... .Allah Ne Kadar Uğraştığını Görüyor Kalbin Taş Kesilecek Kadar Ağladığında, Bil Ki  Allah Döktüğün Gözyaşlarını Sayıyor,Hayatın Durduğunu,Zamanın Aleyhine işlediğini Düşündüğünde

 Bil Ki.... ...

 Allah Seni izliyor,Hayallerin Yıkılmış, Umudun Kalmamış Ve Kendi Kendine Neden Böyle Diye Soruyorsan
Bil Ki.
 Allah Cevabını Biliyor,Hiç Neden Yokken içinde Tuhaf Bir Huzur Hissettiğinde, Bil Ki. Allah Sana Fısıldıyor, Bütün işlerin Yolunda Gidiyor VeTeşekkür Etmek içinHer An Bir Neden Daha Oluyorsa,

Bil Ki....

Allah Seni Kolluyor, Bütün Kalbinle Dilediğin şey Sonunda Gerçek Olduysa, Bil Ki Allah Sana Gülümsüyor,Nerede Olursan ol, Ne Düşünürsen Düşün,Ne Yaparsan Yap Bil Ki.... Allah Biliyor

2 Oct.

 

 

                                                                                                    

Ben kardan bir adam sevdim gülüşü şapkasının altında saklı
Elleri ceplerinde
Çocuk kahkalarıyla örülü bedeninde ateşten kor yüreği
Ben bu kış bahar hiç gelmez sandım
Bir sabah uyanınca güneşle dünyam başıma yıkıldı
Ne kar vardı, ne kardan adam
Artık sadece hayali vardı anımsadıkça ayazı yüreğimi yakan

Yüreğimde kanayan bir yarasın artık. Yarım bırakılmış bir şiir gibi yarımım, yazanından başkası tamamlayamaz bu şiiri. Terk edilmiş bir çocuk bahçesi yüreğim, hüzünlü boş bir salıncak görüntüsü gözlerimin önünde.

Gözlerimin önünde eridin gittin.

Kardan adamım, seni gerçek sandım.
Kardan adamım, ben gerçekten vardım.

Hayalperest de olsam, çocuk da olsam, yokmuş gibi de olsam, bu hikayede senden daha çok vardım. Oysa bu hikayede sadece sen kahramandın.

Her çocuk erimeyeceğine inanmak ister kardan adamının. Her çocuk bahçesinde onun olduğunu bilirken güvenle uyur. Her çocuk hikayeler yazar. Ve her çocuk kardan adamı eridiğinde ağlar.

Eridin. Ağladım.

Bilseydim sever miydim seni. Bir gün gideceğini bilsem, gözlerime baka baka, gözlerim hiç umurunda değilmiş gibi gideceğini bilseydim, tek damlası için dünyayı yakacağını söylediğin göz yaşlarımın üzerine basa basa gideceğini bilseydim, “artık bitti” derken o sıcacık adam yerine kardan bir adam olacağını bilseydim sever miydim seni?

Evet, severdim.
Elimde değildi ki.
Severdim.

Kardan adamlar yaptım
Hepsini Kahramanım sandım
Avuçlarımda eridiler
Telli duvaklar taktım
Her defa sanki aklandım
Çok çabuk kirlendiler.....

Image and video hosting by TinyPic CENGİZHAN Image and video hosting by TinyPic

 

Se no futuro eu não for seu presente
Lembre-se que fui parte do seu passado!

If in the future I will not be your gift
Remember that I was part of your past!

 

 

  

 

 

24 Sept.
 
    Bizi güçlü yapan yediklerimiz değil, hazmettiklerimizdir. Bizi zengin yapan kazandıklarımız değil, muhafaza ettiklerimizdir. Bizi bilgili yapan okuduklarımız değil, kafamıza yerleştirdiklerimizdir
               rabbim yar ve yardımcımız olsun
9 Aug.
 

Allah’ın Rızası, Cennet ve Cehennemin Dereceleri

Sonsuzca yaşamak, hep var olmak ister insan. Bir anlamda yaratılışında kodludur bu arzu. Oysaki dünya hayatındaki varlığı diğer tüm yaratılmış varlıklarda olduğu gibi ölümlüdür. Peki, bir gün öleceğini bilen insanoğlu neden hiç ölmeyecekmiş gibi yaşar. Herhalde bunun en büyük sebebi insanın sonsuzca var olma isteği ve tutkusudur. Oysaki yüce Yaratıcımız, insanoğlunun bu arzusunu bu dünya hayatı için değil ahiret yurdu için vaat etmiştir. Beklide insana sunulacak en büyük nimet ve imkân sonsuzca yaşama hakkıdır. Allah, insanoğluna katında sonsuzca yaşama hakkı vermek istemektedir. Bu yüzden olsa gerek insanının içine de yaratılışından itibaren sonsuz yaşama isteği verilmiştir. Şeytanın, Hz. Âdem ve eşine oynadığı oyun da onları sonsuzca yaşama tutkusuna ve ölümsüz olmaya kışkırtmak ve Allah’ın yasak ederek imtihan kıldığı ağaca yönelmelerini sağlamak değil miydi? (7 Araf Suresi 19-25). İnsan hiç ölmemek ister çünkü var olmak tutkuyla arzulanan bir hadisedir. İşte yüce Yaratıcımızın insanoğluna bu dünya hayatındaki davranışlarının bir karşılığı olarak müjdelediği ve korkuttuğu sonsuzca yaşam sadece bu dünya hayatından sonraki tekrardan yaratılışımızda gerçekleşecektir. İnsanlar yaşamları süresince yapmış olduklarının bir karşılığı olarak hak ettiklerini en ufak zerresine kadar orada bulacaklardır.

Kur’an-ı Kerim ayetlerinde çok defalar cennet ve cehennemle ilgili kesitler sunularak insanoğlu bir anlamda müjdelenmek ve terbiye edilmek istenir. Ancak insanlar tarafından genellikle yapılan bir hata vardır ki oda yine ayetlerde açıklandığı şekliyle cennet ve cehennemin mertebeleri olduğu gerçeğinin göz ardı edilmesidir. Kendini samimi ve dünyevi beklentisi olmadan Allah yoluna adamış, bu yolda didinip çaba gösteren bir inanan ile yine ayetin ifadesiyle (22 Hac Suresi Ayet 11) Allah’a kıyıdan kıyıya ibadet eden ancak kendisine gelen bir imtihan karşısında bekleneni veremeyen bir kulun ya da bunlar arasındaki sayılamayacak kadar çok çeşitteki insanın ahirette alacakları mükâfatlar ve gönül tatmini bir olmayacağı gibi kısmen ya da tamamen Allah’ın emirlerinden sapanlarla, Allah’a, Peygamberlerine ve inananlara gerek fizikî gerekse sosyal, psikolojik ve ekonomik savaş açan kişilerin dereceleri de aynı olmayacaktır.

Ayetlerde çeşitli cennetlerden bahsedilmekte ve bu cennetlerle ilgili kesitler sunulmaktadır. Hatta öyle üst mertebede cennetler vardır ki onlara sadece kendisini Allah yoluna adayan oluşta ve yarışta önde giden inananlar ulaşabilecektir. Bunlarsa ayette geçtiği şekliyle büyük çoğunluğu peygamberimiz Hz. Muhammed ve öncesinde yaşamış inananlardan az bir kısmı ise Peygamberimizden sonraki inananlardan oluşmaktadır (56 Vakıa Suresi Ayet 10-14). Allah’ın rızası ve hoşnutluğunun kazanılması ise tüm cennetlerden daha büyük ve önemlidir (9 Tevbe Suresi Ayet 72). Yine cehennemin yedi kapısından ve her kapıya ayrılmış bölük bölük inkârcılardan bahsedilir (15 Hicr Suresi Ayet 44). Yani cehennemde çekilecek olan azabın da dereceleri bulunmaktadır.

İşte tamda bu noktada özellikle insanların büyük çoğunluğunun cennet anlayışları açısından konunun önemi ortaya çıkmaktadır. İçinde az da olsa Allah korkusu ve cehennemde yanmaktan çekinme bulunan insanların büyük çoğunluğu halk arasındaki yaygın ifadesiyle “bir şekilde cennete girelim de nasıl girersek girelim” anlayışındadırlar. Bu anlayışın altındaki en büyük neden cennetlerde sunulacak imkân ve nimetlerin aynı olacağı inancıdır. Dünya hayatındaki yaşantısında maddi pek çok rüyaların peşine takılan ve doyumsuz olan insan konu ahiret yurdu ve cennet olduğunda kıyısından kenarından olsa da girmeyi hedeflemekte ve bununla tatmin olabilmektedir. Ya da pek çok insan tarafından tekrarlanan diğer bir yaklaşım ise “iyi insanlık” modelidir. Biz iyi insanız kimseye bir kötülüğümüz yok etliye sütlüye karışmayız kendi halimizde yaşayıp gidiyoruz şeklinde açıklamalar ile dini ve Allah’ın emirlerini sadece iyilik ve yardımsever olmaya indirgeyen bu anlayış da kendisini olabilecek en kötü “dindar” modelleriyle mukayese edip cenneti en çok hak eden kişilerden görmeyi “canım bizde cennete girmeyeceksek kim girecek” tarzında söylemlerde bulunmayı kendilerine düstur edinmişlerdir.

Konunun daha iyi anlaşılması için somut bazı örnekler vermeye çalışalım. İnsanların bireysel maddi manevi birtakım özellikleri için çeşitli sıfatlar kullanırız. Örneğin sağlık, mutluluk, zenginlik, güzellik, çirkinlik, güç, kuvvet vb. Ancak kaçınılmaz olarak şunu biliriz ki pek çok insan zengin sıfatına girebiliyorken zenginlikleri arasında inanılmaz boyutlarda farklılıklar olabilmektedir. Örneğin Türkiye’nin sayılı zenginlerinden olan X şahsı ülkemiz insanları için ulaşılmaz bir zenginlikte görülürken dünya zenginler sıralamasında isimleri dahi geçememektedir. Ancak bizim bu insanların büyük çoğunluğu için kullandığımız genel bir ifade zengin olduklarıdır. İşte diğer pek çok insani özelliklerde de ortaya çıkan bu derece farkı cennet ve cehenneme girecek olan insanlar içinde aynıdır. Yine insanların güzellikleri ve becerileri de eşit değildir. Ancak bunlar içinde genel ifadeler olarak güzel ya da becerikli yakıştırmaları yapılır.

Yine sanki kulluk ve ibadet insanın farkındalığından itibaren değil de hayatının son demlerinde adeta yaşlılık meşgalesiymiş gibi algılanıp heba edilen gençlik ve yıllar göz ardı edilmektedir. Kişinin hayatını dünyevi zevk ve saadetler peşinde geçirip yaşlılığında dahi olsa bazı gerçekleri anlayıp pişman olması yinede takdir edilebilecek bir davranıştır. Çünkü Allah’ın kimi ne şekilde affedeceğini sadece Allah bilebilir. Ancak Allah kulunu affetse dahi insanın boşa geçirmiş olduğu yıllarını geri getirebilme ve bu yıllarını hayra yönelik işlerle geçirebilme imkânı olamayacağından insan yine kayıptadır. İnsanın haramlara girebilme imkân ve kudreti varken haramlardan sakınabilmesi ile gerek fiziki gerekse manevi manada bu kudretlerini yitirdiğinde haramlardan uzak kalması arasında oldukça önemli fark olsa gerek.

Samimi bir inananın en büyük hedefi beklentisiz olarak Allah’ın rızasını kazanmaya çalışıp çabalamak, hesap kitap yapmadan, Allah’ın emir ve yasaklarını sorgusuz bir şekilde harfiyen yerine getirmektir. Zaten yüce Yaratıcımız samimi ve ihlâslı bir şekilde hayırlı işlerle uğraşan emir ve yasaklara uyan kullarının ahretteki mükâfatlarını eksiksiz olarak sunacaktır. Biz kullara düşen ise Rabbimizin takdirini Rabbimize bırakmak beklentisiz olarak en başta Rabbimizin rızasını ve üst mertebedeki cennetleri hak edebilmek için hayırlı işlerde yarışmaktır.

Ey iman sahipleri! Dikkatlerinizi, sizi korkunç bir azaptan kurtaracak bir ticarete çekeyim mi: Allah’a ve onun resulüne inanır, Allah yolunda mallarınız ve canlarınızla didinirsiniz. İşte bu, sizin için en hayırlısıdır; eğer bilirseniz. Günahlarınızı affeder ve sizi, altından nehirler akan bahçelere, sürekli cennetlerdeki temiz-bereketli barınaklara yerleştirir. İşte bu en büyük başarıdır (61 Saff Suresi Ayet 10-12).

RABBİM YAR VE YARDIMCIMIZ OLSUN
23 July

http://mursit-htp5858.spaces.live.com/guestbook

Resûlullahın Veda Haccındaki duâsı       

 

Resûlullah efendimiz, Veda Haccında, "Vedâ hutbesini" bitirdikten sonra Bilâl-i Habeşî hazretleri, ezan-ı şerîfi okudu. Bütün Eshâb-ı kirâm, huzûr ve huşû içinde dinlediler.

Peygamber efendimiz, namazı kıldırdıktan sonra devesine bindi. Cebel-i Rahme'nin dibine varıp kayaları önüne alıp, kıbleye dönerek vakfeye durdu. Herkesin vakfeye durmasını emretti.

Daha sonra:

"Hayır, ancak ahiret hayrıdır." buyurdu.

Mübârek ellerini göğüs hizâsında kaldırarak, bütün peygamberlerin yaptığı pek fazîletli olan şu duâya başladı. Bizlere, bu şekilde duâ etmemiz için işaret buyurmuş oldu:

"Allahü teâlâdan başka ilâh yoktur. O birdir. Eşi ortağı yoktur. Mülk, O'na âittir. Hamd, O'na mahsustur...

Ey Allahım! Kabir azâbından, kalbin vesvesesinden, işlerin dağınıklığından sana sığınırım!

Ey Allahım! Rüzgârların getirdiği âfetin şerrinden sana sığınırım! Ey Allahım, gözümde bir nûr, kulağımda bir nûr, kalbimde bir nûr yarat! Ey Allahım, göğsüme genişlik ver, işimi kolaylaştır!

Ey Allahım! Kalbe vesvese veren şeytandan, işlerin karışıklığından, kabir fitnesinin şerrinden, gecenin getirdiği şeylerin şerrinden, gündüzün getirdiği şeylerin şerrinden, korkunç rüzgârların getirdiği âfetlerin şerrinden, zamanın nöbet nöbet gelen mihnet ve belâlarının şerrinden sana sığınırım!

Ey Allahım, sağlığın hastalığa çevrilmesinden, birden bire gelip çatacak azâbından ve bütün gazâbından sana sığınırım!

Ey Allahım! Beni hidâyetine ulaştır. Geçmişimi, geleceğimi bağışla! Ey başvurulacakların en hayırlısı! Kendisinden istenilenlerin en keremlisi, en çok vereni!

Ey Allahım! Sen, sözümü işitiyor, yerimi görüyor, gizli, açık neyim var ise biliyorsun. İşlerimden hiç biri sana gizli değildir. Ben çâresizim, yoksulum. Senden yardım ve eman diliyorum.

Korkuyorum. Kusurlarımı îtirâf ediyorum. Bir çâresiz, senden nasıl isterse, ben de öyle istiyorum. Zelîl bir günahkar, sana nasıl yalvarırsa, ben de öyle yalvarıyorum.

Yüce huzûrunda boynunu bükmüş, senin için gözlerinden yaşlar boşanan, senin uğrunda bütün varlığını zelîl eden, senin için burnunu topraklara sürten bir kulun sana nasıl duâ ederse, ben de öyle duâ ediyorum!

Ey Rabbim! Duâmı kabûl buyurmaktan beni mahrûm eyleme. Bana Raûf ve Rahîm ol! Ey istenilenlerin en hayırlısı ve verenlerin en keremlisi!..

Ben, sana her an muhtâcım. Senin ise, bana hiç ihtiyâcın yok. Sen, ancak yaratanım olarak beni bağışlar, affedersin.

Ey duâcıların duâlarını kabûl eden! Ey ümit bağlananların en üstünü! İslâmiyet ve Muhammed (aleyhisselâm) üzerindeki himâyen hürmetine sana yöneliyorum. Benim bütün suçlarımı bağışla! Beni şu durduğum yerden bütün hâcetlerimi yerine getirmiş, dileklerimi ihsân buyurmuş, temennilerimi gerçekleştirmiş olarak döndür!..

Bizler, topluca senin Beyt-i Harâm'ına geldik. Şu büyük Meşâir'de vakfeye durduk. Şu mübârek yerlerde hazır bulunduk. Ümîdimiz, yüce katındaki sevab ve mükâfâta nâil olmaktır. Ümîdimizi boşa çıkarma Allahım!"

Resûlullah efendimiz, bu duâdan sonra vakfe yaptı. Akşam üzeri:

"Bugün, dîninizi sizin için ikmâl eyledim. Üzerinize olan nîmetimi tamamladım ve size din olarak İslâmiyet'i vermekle râzı oldum” (Mâide sûresi: 3) meâlindeki âyet-i kerîme nâzil oldu.

Böylece, İslâm dini ikmal bulmuş oldu. Bildirilmemiş, açıklanmamış hiçbir emir, yasak kalmadı. Peygamber efendimiz de vazifesini tamamlamış oldu. Kısa bir müddet sonra da bu fâni dünyadan ayrıldı.

CUMANIZ MUBAREK OLSUN

sevgiyle kalın

5 June

 

Image and video hosting by TinyPic

 AŞK GÖRMEDENDE SEVEBİLMEKTİR


Sana bakıyorum da...

Seni görmemek daha güzel aslında...

Gitmektir aşk.

Seni özlemektir aşk..

Benim yüzüme bakıp bir gülmendir..

Seni görüp,

 sana dokunamamaktır kabusum.

Aşk dediğin uzaktadır.

Güneş batarken

 denizdeki en uzak noktadır kimi zaman.

Büyük dağların arkasındaki

 küçük kasabadadır aşk.

Hep ulaşılmayandadır aşk.

Hep hayallerdedir.

Sana dokunabilme hayalidir.

Yüzünü görebilme hayalidir.

Tanımadan sevmektir aşk.

Göremeden ÖLMEKTİR.

 
Hayırlı Cumalar
yüce rabbim hepimize iyilik sağlık versin..
daha sonra sevdiklerimizle
mutlu günler  nasip etsin..
cumanız mübarek olsun
29 May
YALNIZ KURTwrote:
ÇOK GÜZEL BİR ALANIN VAR ELLERİNE SALIK BENDE BÖYLE YAPA BİLSEM
28 Jan.
YALNIZ KURTwrote:
Bazı şeylerin bedeli olmasaydı, ben herkesten çok sevinirdim. İstediğim
anda olsalardı, beni yormadan üzmeden ortaya çıkıverselerdi. Çalışmam,
strese girmem, zaman zaman uykusuz kalmam, gözyaşlarına boğulmam
gerekmeseydi.

Bir türküyü dokunaklı söylemek için, hayatımın bir yerinde, bir şekilde acı
çekmiş olmam şart olmasaydı.

Kitap yazmak için okumak gerekmeseydi, televizyon seyretmek yerine
insanları gözlemlemek, örnek insanları kedi gibi usluca dinlemek gerekmese,
sabah kalkıp birden bire yazmaya başlasaydım ne güzel olurdu! Bilmediğim
bir kelime için üç dört sözlük karıştırmak zorunda olmasaydım, okuduğum,
dinlediğim ya da seyrettiğim her şeyi, üzerinde düşünmeden sadece eğlenmek
için kullanabilseydim.

İnançlarımı başkalarına taşıyabilmek için onlara uygun yaşamam gerekmese,
iç bütünlüğü ve samimiyete ihtiyaç olmasa, kimsenin görmediği yerlerde
işlediğim kusurlarım yüzüme yansımasa, insanlar, samimiyetsizliğimi
hissetmese, elçiye değil mesaja baksalardı.

Şiir yazmak için sadece hissetmek yetse, kelimeleri işlemek, bir şiir
üzerinde aylarca, yıllarca çalışmak gerekmese, kâğıda ilk döktüğüm anda
"işte bu!" diyebilseydim. Yazdığım onca şiiri "İstediğim gibi olmadı,
içimdekini kâğıda taşıyamadı" deyip denize bırakma acısını yaşamasaydım.

Hayatta farklı olmak için herkesten farklı şeyler yapmam gerekmeseydi.
Herkesin yaptıklarını yaptığım halde, herkesten başarılı ya da farklı
olabilseydim.

Yabancı bir dili öğrenmek için Matrix filmindeki gibi sadece bir disketin
beynime yüklenmesi yetseydi. Onca sözlük karıştırmaya, kitaplar okumaya,
sinir krizlerine girmemek mümkün olsaydı…

Sevdiğim kadının kalbini hep benimle tutmak için sürekli nazik ve düşünceli
olmak, kendimi geliştirmek ve onu anlamak zorunda kalmasaydım… Ağzım çıkan
her şeyi tartmak durumunda olmasaydım… Beni hemen anlasaydı ve beni
anladığında bunu saklamasaydı.

Bir erkekle aynı işyerini ya da organizasyonu paylaşmak için onun kırılgan
egosunu sürekli hesaba katmak, stratejiler geliştirmek zorunda olmasaydım.

Kaliteli fikir ya da ürünleri insanlara anlatmak için birkaç dakika
yetseydi, Kaliteleri defalarca ispatlanmış ürün ya da fikirlerin bile
kalitesini insanlara yeniden bir şekilde fark ettirmek için o kadar
uğraşmak durumunda olmasaydım. İnsanlar anlattığım şeyleri hemen alsalar,
hemen benimseselerdi, hemen kabul etselerdi, benimle yola düşüp,
çalışmalarıma destek verselerdi.

Çocuk sahibi olmak için bile, ayın uygun günlerini hesaplamak zorunda
olmasaydı insanlar…

Genç bir öğrenciyi kendisine inandırmak zorunda olmasaydım, kolu kanadı
kırılmadan, saplantısız bir kişilikle bana gelseydi, bir eğitimci olarak
yeteneklerini ona yeniden göstermek zorunda olmasaydım. Hemen öğrenmeye ve
bir şeyler başarmaya başlasaydık.

Bir iş adamı olarak alanım ve insanlarla ilgili konularda, kendimi sürekli
güncelleştirmek durumunda olmasaydım. İki yıl önce okuduklarım hala yetiyor
olsaydı. Okumak, dinlemek yerine, yapmayı daha çok istediğim şeyleri
yapabilseydim.

Kadınlar, anlayabileceğim kadar yalın olsalardı, iş arkadaşlarım, eşim,
kızım, öğrencim ya da takım arkadaşlarım olarak hemen birbirimizi
anlayabilseydik.

Erkeklerin, o sert görünüm altında ne kadar kırılgan olduklarını anlamak
için çaba göstermem gerekmeseydi, bunu açıkça söyleselerdi. Bu kadar kapalı
davranmasalardı, onları anlamak için bu denli uğraşmam gerekmeseydi.

Çocukların ve gençlerin dünyalarının farklı olduğunu, ve bunun her devirde
değiştiğini rüyamda görseydim, uyurken öğrenseydim, onlar hakkında kitaplar
okuyup- onları sabırla dinlemem gerekmeseydi.

Yasalardan ya da otoriteden korktuğum için değil, insanları kırmamak için
susmam gerekmeseydi, içimden geçenleri sessizliğe gömmek zorunda
olmasaydım. Dostlarının yanında küçük düşmemeleri için, kendi ego ve
gururumu cebime koymam gerekmese, "Saçmalıyorsun!" diyebilseydim.



Keşke sigara içmek, insanı hasta etmese, ciğerlerini hırpalamasa, içenlerin
üzerinde o kötü kokusunu bırakmasaydı. Sigaranın toplam maliyeti, sadece
paketine ödenenden ibaret kalsaydı.

Cennet ucuz, cehennem dahi lüzumsuz olsaydı.


Ama hayat ne kadar çekilmez ne kadar anlamsız olurdu değil mi?
28 Jan.

Quando a tua maior fraqueza ..
é o Amor
és a pessoa mais forte do mundo

When your bigger weakness...
it is the Love
you are the person strongest of the world

29 Dec.